Eğitim ve öğretim verilen kurum ve bu faaliyetlerin gerçekleştirildiği yer nedir ?

Emir

New member
Eğitim ve Öğretim Verilen Kurum ve Faaliyetlerin Gerçekleştirildiği Yer: Okulu Yeniden Düşünmek

Eğitim Kurumu Nedir, Okul Nerede Başlar?

“Eğitim ve öğretim verilen kurum ve bu faaliyetlerin gerçekleştirildiği yer” denildiğinde çoğumuzun aklına doğrudan okul geliyor. Benim açımdan da bu kavram uzun süre sınıflar, sıralar, tahtalar, öğretmenler ve ders kitaplarıyla özdeşleşmişti. Fakat eğitim üzerine düşündükçe okulun yalnızca ders yapılan fiziksel bir bina olmadığını fark etmek mümkün. Bir okulun koridorunda öğrencilerin birbirleriyle kurduğu ilişki, öğretmenin sınıfa yaklaşımı, teneffüste yaşananlar, okul yönetiminin aldığı kararlar ve hatta öğrencinin kendisini o binaya ait hissedip hissetmemesi de eğitimin parçasıdır.

Bu nedenle “eğitim ve öğretim verilen kurum ve bu faaliyetlerin gerçekleştirildiği yer” tanımını yalnızca okul binası olarak görmek bana eksik geliyor. Daha geniş anlamıyla burası; bilgiyi aktaran, beceri geliştiren, sosyal ilişkileri biçimlendiren, bireyin kişiliğini ve toplumsal sorumluluklarını etkileyen bir eğitim ortamıdır.

UNESCO da öğrenme ortamını yalnızca fiziksel mekânla sınırlandırmıyor; sınıfların yanı sıra çevrim içi platformları, kullanılan kaynakları ve katılımcılar arasındaki sosyal etkileşimleri de öğrenme ortamının unsurları arasında değerlendiriyor. Türkiye'deki eğitim sisteminde de okul öncesinden temel eğitime, ortaöğretimden mesleki eğitime kadar farklı kurumlar aracılığıyla eğitim faaliyetleri yürütülüyor.

Burada asıl tartışılması gereken soru şu olabilir: Bir binada ders işleniyor olması, orayı gerçekten iyi bir eğitim ortamı yapmaya yeter mi?

Okulun Duvarları ile Eğitimin Gerçek Sınırları Aynı Değil

Geleneksel anlayışta okul, eğitimin merkezi olarak kabul edilir. Bunun güçlü bir tarafı var. Düzenli bir program, uzman öğretmenler, ölçme-değerlendirme sistemi, laboratuvarlar, kütüphaneler ve belirli standartlar sayesinde eğitim belli bir sistem içinde yürütülebiliyor.

Ancak bu yaklaşımın zayıf tarafı, eğitimi bazen yalnızca müfredatın tamamlanması ve sınav başarısı üzerinden değerlendirmesi.

Örneğin öğrencinin matematik sınavından yüksek not alması önemli olabilir; fakat öğrenci kendisini sınıfta sürekli dışlanmış hissediyorsa, soru sormaktan korkuyorsa veya hata yaptığında küçük düşürüleceğini düşünüyorsa burada eğitim ortamının niteliği konusunda daha fazla soru sormamız gerekir.

OECD'nin PISA 2022 verileri bu konunun yalnızca teorik olmadığını gösteriyor. Türkiye'de öğrencilerin %69'u okula ait hissettiğini belirtirken OECD ortalaması %75'ti. Türkiye'deki öğrencilerin %28'i okulda yalnız hissettiğini, %26'sı ise kendisini dışlanmış veya grubun dışında hissettiğini bildirdi. Ayrıca okul aidiyetinde 2018'e göre gerileme görüldü.

Bence bu veriler “okul” kavramını yeniden düşünmek için önemli. Çünkü öğrencinin okulda bulunması ile okulun öğrencinin hayatında olumlu bir eğitim ortamı oluşturması aynı şey değildir.

İyi Bir Eğitim Ortamında Öğretmenin Rolü

Bir okulun niteliğini belirleyen en önemli unsurlardan biri öğretmendir. Fakat öğretmeni sadece ders anlatan kişi olarak görmek de yeterli değildir. Öğretmen aynı zamanda sınıfın sosyal iklimini oluşturan, öğrencilerin soru sorma biçimini etkileyen ve öğrenmeye karşı geliştirdikleri tutumda rol oynayan kişidir.

PISA 2022 sonuçlarında öğretmen desteği ile öğrencilerin akademik performansı ve iyi oluşu arasında olumlu ilişkiler bulunduğu belirtiliyor. Öğretmenlerinden daha fazla destek gördüğünü söyleyen öğrencilerin matematik performanslarının ve okula aidiyetlerinin daha yüksek, matematik kaygılarının ise daha düşük olma eğiliminde olduğu görülüyor.

Türkiye açısından daha dikkat çekici bir veri de var: Öğrencilerin yalnızca %58'i matematik derslerinin çoğunda öğretmenin her öğrencinin öğrenmesiyle ilgilendiğini, %56'sı ise ihtiyaç duyduklarında öğretmenin ek yardım sağladığını belirtti. OECD ortalamaları bu göstergelerde sırasıyla %63 ve %70'ti.

Burada öğretmenleri suçlamak yerine sistemin koşullarını da sorgulamak gerekiyor. Kalabalık sınıflar, yoğun müfredat, sınav baskısı, zaman yetersizliği ve idari yükler öğretmenin öğrenciyi bireysel olarak tanımasını zorlaştırabilir.

Dolayısıyla “iyi öğretmen daha fazla çaba göstermeli” demek kolaydır; fakat asıl mesele, öğretmenin bunu yapabileceği çalışma koşullarının oluşturulup oluşturulmadığıdır.

Strateji ve Empati Birbirinin Karşıtı Değil

Eğitim tartışmalarında zaman zaman kadın ve erkeklerin farklı iletişim veya problem çözme eğilimlerine sahip olduğu ileri sürülüyor. Erkeklerin daha stratejik, hedef ve çözüm odaklı; kadınların ise daha empatik, iletişimsel ve ilişkisel olduğu şeklindeki yaklaşım buna örnek gösterilebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var: Bu özellikleri biyolojik ve değişmez cinsiyet özellikleri gibi sunmak bilimsel açıdan sorunlu olur. Her erkek stratejik düşünmez, her kadın empatik davranmaz. Aynı şekilde çözüm odaklılık yalnızca erkeklere, empati de yalnızca kadınlara ait değildir.

Buna rağmen eğitim ortamında stratejik düşünme ile empatik yaklaşımın birlikte bulunmasının değerli olduğu söylenebilir.

Örneğin sınıf yönetiminde stratejik yaklaşım; kuralların açık biçimde belirlenmesini, hedeflerin ortaya konmasını ve sorunlara uygulanabilir çözümler geliştirilmesini sağlayabilir. Empatik ve ilişkisel yaklaşım ise öğrencinin neden zorlandığını anlamaya, güven ilişkisi kurmaya ve iletişim problemlerini çözmeye katkı sağlayabilir.

Aslında iyi bir eğitim ortamının ihtiyacı tam olarak bu dengenin kurulmasıdır.

Bir öğrenci sürekli ödev yapmıyorsa yalnızca “kurallara uymuyor” demek stratejik açıdan bile yetersiz olabilir. Öğrencinin akademik açığı mı var, ailevi bir sorun mu yaşıyor, dersleri anlamadığı için mi kaçınıyor, motivasyonu mu düşük? Önce problemi anlamak gerekir. Ardından ölçülebilir ve uygulanabilir bir çözüm geliştirilmelidir.

Bu yaklaşımın cinsiyetten çok kişisel beceri, eğitim, deneyim ve karakter farklılıklarıyla ilişkili olduğunu özellikle vurgulamak gerekir.

UNESCO da öğretmenlerin cinsiyete ilişkin bilinçli veya bilinçsiz varsayımlarının öğrencilerin deneyimlerini ve öğrenmelerini etkileyebileceğine dikkat çekiyor. Öğretmenin kız ve erkek öğrencilerden farklı beklentiler geliştirmesi, sınıf içindeki fırsatları ve etkileşimleri değiştirebiliyor.

Cinsiyet Kalıpları Eğitim Ortamını Nasıl Etkiliyor?

Eğitim kurumlarının önemli görevlerinden biri de çocuklara ve gençlere “sen bunu yapamazsın” mesajını vermemektir.

Örneğin matematiğin erkeklere, bakım ve iletişimin kadınlara daha uygun olduğu yönündeki kültürel kabuller öğrencilerin tercihlerini etkileyebilir. Böyle bir durumda öğrencinin gerçek kapasitesi ile yaptığı tercih arasındaki farkı görmek zorlaşır.

UNESCO'nun eğitim ve toplumsal cinsiyet çalışmalarında öğretmen beklentilerinin kız ve erkek öğrencilerin öğrenme deneyimleri üzerinde etkili olabildiği belirtiliyor. Özellikle STEM alanlarında öğretmenin beklentileri, kullanılan materyaller ve sınıf içi uygulamalar öğrencilerin ilgisini ve katılımını etkileyebiliyor.
 
Üst