Dinimizde çarşaf giymek farz mı ?

Tolga

New member
Dinimizde Çarşaf Giymek Farz mı? Kur’an, Sünnet ve Fıkıh Açısından Eleştirel Bir Değerlendirme

Bu konu üzerine düşünürken benim dikkatimi en çok çeken şey, “tesettür farzdır” cümlesiyle “çarşaf farzdır” cümlesinin çoğu zaman aynı anlamdaymış gibi kullanılması. Oysa dinî metinleri doğrudan okuyup tarihî kaynaklara baktığımızda mesele bu kadar basit görünmüyor. Özellikle günlük hayatta “Kadın çarşaf giymiyorsa tesettürlü değildir” şeklindeki kesin ifadelerle karşılaşmak, ister istemez “Kur’an gerçekten belirli bir kıyafet modeli mi emrediyor, yoksa belli ölçüler mi koyuyor?” sorusunu gündeme getiriyor.

Bu tartışmada benim kanaatimden daha önemli olan, kavramları birbirinden ayırmak. Çünkü bir kıyafetin dinen gerekli olması ile o kıyafetin belirli bir biçiminin zorunlu olması aynı şey değildir. Konuya kadınların yaşadığı sosyal deneyimleri, erkeklerin meseleyi daha pratik ve hüküm merkezli ele alan yaklaşımlarını ve farklı mezheplerin yorumlarını birlikte düşündüğümüzde daha sağlıklı bir tablo ortaya çıkıyor.

Önce temel ayrımı yapalım: Tesettür başka, çarşaf başka

Kur’an’da “çarşaf” kelimesi, bugünkü Türkiye’de kullanılan anlamıyla belirli bir kıyafet adı olarak geçmez. Tesettür konusunda temel olarak Nûr sûresinin 31. ayeti ve Ahzâb sûresinin 59. ayeti üzerinde durulur. Nûr 31’de kadınların ziynetlerini göstermemeleri ve başörtülerini yakalarının üzerine salmaları emredilir. Diyanet’in Kur’an Yolu tefsirinde de bu ayetin kadınların örtünmesi konusunda bağlayıcı bir emir olarak değerlendirildiği görülüyor. Diyanet Kuranı

Ahzâb 59’da ise Hz. Peygamber’in eşlerine, kızlarına ve mümin kadınlara “cilbâblarını” üzerlerine almaları söylenir. Buradaki cilbâbın nasıl anlaşılacağı ise önemli bir ayrıntıdır. TDV İslâm Ansiklopedisi, cilbâbın farklı kaynaklarda bütün bedeni örten dış giysi, milhafe, izâr veya benzeri geniş dış kıyafetlerle açıklandığını; ancak İslam’ın kadınlar için tek ve değişmez bir dış kıyafet modeli belirlemediğini belirtmektedir. TDV İslâm Ansiklopedisi

Dolayısıyla “İslam tesettürü emrediyor” demek ile “İslam mutlaka bugünkü şekliyle siyah çarşafı emrediyor” demek arasında ciddi bir fark vardır.

Diyanet'in yaklaşımı ne söylüyor?

Türkiye’de kurumsal dinî yorum açısından bakıldığında Diyanet’in Tesettür ile ilgili kararında kadınların örtünmesinin dinî bir yükümlülük olduğu açıkça belirtiliyor. Bu kararda saç, baş, boyun, gerdan ve göğsün örtülmesi; kıyafetin de vücut hatlarını ve ten rengini göstermeyecek nitelikte olması gerektiği ifade ediliyor. Aynı metinde, İslam âlimlerinin çoğunluğunun Nûr 31’deki “kendiliğinden görünen” ifadesini yüz ve eller olarak yorumladığı aktarılıyor. High Board of Religious Affairs+1

Fakat burada önemli bir ayrıntı var: Diyanet'in bu yaklaşımı tesettürün şartlarını açıklarken “çarşaf”ı tek zorunlu kıyafet biçimi olarak ortaya koymuyor. Hatta Diyanet’in Kur’an Yolu tefsirinde Ahzâb 59’daki dış giysi meselesi açıklanırken tarihî ve fıkhî yorumların farklılaştığı görülüyor. Diyanet Kuranı

Bu nedenle “Tesettür farz değildir” demek de “Çarşaf kesin olarak farzdır” demek de konuyu gereğinden fazla basitleştiriyor.

Peki çarşaf nereden geliyor? Kur’an'ın emrettiği özel bir kıyafet mi?

Burada tarih özellikle ilginç. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin “Çarşaf” maddesinde çarşafın tarihsel gelişiminin İslam'ın ilk döneminden bugüne kadar tek biçimde devam eden bir kıyafet olmadığı açıkça görülüyor.

Kaynağa göre çarşaf, İslam dünyasının farklı bölgelerinde çeşitli biçimlerde kullanılan bir kadın dış kıyafetidir. İran, Irak ve Mısır gibi bölgelerde farklı dönemlerde yaygınlaşmış; Osmanlı coğrafyasında ise özellikle Tanzimat döneminde yaygın biçimde kullanılmaya başlamıştır. Türkiye’deki çarşafın yaygınlaşması da tarihsel olarak oldukça geç bir döneme denk gelir. TDV İslâm Ansiklopedisi

Bu bilgi bence tartışmanın en önemli noktalarından biri.

Çünkü eğer bugünkü çarşaf biçimi İslam'ın başlangıcından itibaren değişmez ve tek zorunlu kıyafet olsaydı, farklı İslam toplumlarında yüzyıllar boyunca görülen çeşitli dış kıyafet biçimlerini açıklamak zorlaşırdı.

Üstelik TDV maddesi çarşafın Osmanlı döneminde dahi tartışmasız bir kıyafet olmadığını, farklı dönemlerde farklı biçimlerde kullanıldığını ve tarih boyunca çeşitli idari düzenlemelere konu olduğunu aktarıyor. TDV İslâm Ansiklopedisi

Bu tarihsel gerçek, “çarşaf dinin değişmez kıyafetidir” iddiasına karşı güçlü bir soru ortaya çıkarıyor: Eğer belirli bir kıyafet biçimi doğrudan farz olsaydı, bu biçimin tarih boyunca neden bu kadar değişkenlik gösterdiğini nasıl açıklamalıyız?

“Cilbâb” kelimesi doğrudan çarşaf anlamına mı gelir?

Bu konuda da dikkatli olmak gerekiyor.

Ahzâb 59’da geçen “cilbâb” kelimesi bazı klasik sözlük ve tefsirlerde geniş dış giysi, örtü, ferace veya çarşafa benzer kıyafetlerle açıklanmıştır. Ancak bir kelimenin bazı dönemlerde çarşaf anlamında kullanılması, Kur’an’ın bütün Müslüman kadınlara belirli bir kıyafet modelini zorunlu tuttuğu anlamına otomatik olarak gelmez.

TDV’nin tesettür maddesi bu noktada oldukça açık bir ayrım yapıyor: Müslüman kadın için önerilmiş “somut ve sabit bir dış kıyafet biçimi” bulunmadığını, dış kıyafetin zaman ve mekâna göre değişebildiğini ve esas olanın vücut hatlarını belli etmeyecek, tesettürün temel amacını karşılayacak biçimde giyinmek olduğunu belirtiyor. Aynı kaynak, çağdaş İslam âlimlerinin genel yaklaşımının normal giysinin tesettürün temel amaçlarını karşılaması halinde ayrıca çarşaf gibi bir dış giysinin zorunlu olmadığı yönünde olduğunu aktarıyor. TDV İslâm Ansiklopedisi

Bence bu nokta, tartışmayı sloganlardan çıkarıp metin merkezli hale getiriyor.

Yüz konusu neden ayrıca tartışılıyor?

Çarşaf tartışmasının peçe ve yüz örtüsü meselesiyle karıştırılması da sık rastlanan bir durum.

Diyanet’in aktardığı klasik görüşe göre Nûr 31’deki “kendiliğinden görünen” ziynet ifadesini sahabe, tâbiîn ve bazı mezhep imamlarının çoğunluğu yüz ve eller şeklinde yorumlamıştır. Bunun yanında farklı yorumların da bulunduğu belirtilmektedir. High Board of Religious Affairs

Burada önemli olan şu: Yüzün örtülmesinin hükmü ile çarşafın hükmü aynı mesele değildir.

Bir kadın başını, boynunu ve vücudunu tesettür ölçülerine uygun biçimde örten bir kıyafet giyebilir ama yüzünü açık bırakabilir. Bu durum, çarşafın zorunlu olup olmadığı tartışmasından ayrı bir fıkıh meselesidir.

Dolayısıyla “Yüzünü açık bırakıyorsa tesettürlü değildir” şeklindeki genelleme, fıkhî görüş farklılıklarını dikkate almayan bir yaklaşım olur.

Kadınların deneyimleri neden bu tartışmada önemli?

Bu noktada meseleyi yalnızca erkeklerin kadın kıyafeti üzerinden yaptığı teorik tartışmalara indirgememek gerektiğini düşünüyorum. Bir kadın açısından tesettür yalnızca “hangi kumaş kaç santimetre olmalı?” sorusu değildir. Aile baskısı, eşin yaklaşımı, iş hayatı, okul, sosyal çevre, ekonomik şartlar, güvenlik ve kişinin kendi dinî hassasiyeti gibi birçok faktör devreye girebilir.
 
Üst