1 testis ile çocuk olur mu ?

Sena

New member
[color=]Hippilik Nedir? Bir Akımın, Bir Dönemin ve Biraz da “Ben Böyle Yaşarım” Duruşunun Hikâyesi[/color]

Hippilik dediğimiz şey, tek cümleyle anlatılacak kadar dar bir alan değil; ama yine de denemek gerekirse, “dünyayı biraz yavaşlatma, biraz sadeleştirme ve mümkünse kimseye zarar vermeden kendi ritminde yaşama çabası” diyebiliriz. Fakat işin içine insan girince, hiçbir akım sadece teori olarak kalmıyor; mutlaka saç uzuyor, gitar çalınıyor, çiçekler saçlara takılıyor ve bir yerlerde “peace and love” deniyor.

Hippilik, 1960’lı yıllarda özellikle ABD’de yükselen bir karşı kültür hareketi olarak ortaya çıktı. Ancak onu sadece bir tarih bilgisi gibi görmek eksik olur. Çünkü hippilik, aslında bir dönemin “durun ya, böyle gitmiyor” çıkışıdır. Savaşlara, tüketim çılgınlığına, otoriteye ve toplumun katı kalıplarına karşı hem naif hem de inatçı bir itirazdır. Naif tarafı şudur: Dünya gerçekten sevgiyle düzelir sanmak. İnatçı tarafı ise şudur: Buna gerçekten inanıp buna göre yaşamak.

Ve işin en ilginç yanı da burada başlar. Çünkü çoğu ideoloji kâğıt üzerinde güçlüdür ama sokakta yürürken ayakkabısını sıkı bağlar. Hippilik ise tam tersidir; kâğıt üzerinde dağınık görünür ama sokakta yürürken “ben zaten yolumdayım” rahatlığını taşır.

[color=]Bir Kültür Değil, Bir Yaşam Denemesi[/color]

Hippiliği sadece kıyafetlerden tanımaya çalışmak büyük hata olur. Evet, uzun saçlar, bol kıyafetler, renkli desenler ve çiçekler bu işin sembolüdür. Ama bunlar işin vitrinidir. Asıl mesele zihinsel bir duruşta yatar.

Hippiler, modern dünyanın hızına karşı bir “ben yavaşım” demiştir. Ama bu yavaşlık tembellik değildir; bilinçli bir ritim tercihidir. Bugün “mindfulness” diye satılan şeylerin bir kısmı, aslında o dönemin sokakta, kamp ateşi başında bedava versiyonuydu.

Tabii burada küçük bir ironi var: Sisteme karşı çıkıp sistem dışında yaşamaya çalışırken, zamanla o sistemin “alternatif yaşam tarzı” kategorisine dahil edilmek. Yani bir nevi “kaçtığın şeyin broşürüne girmek.” Ama hippilik bunu bile çok dramatize etmezdi; muhtemelen “olsun, yine de çiçekler açıyor” der geçerdi.

[color=]Müzik, Sokak ve Biraz da Dağınık Özgürlük[/color]

Hippilik denince müzikten bahsetmeden olmaz. Çünkü bu akımın kalbi ritimle atar. Folk, rock ve psychedelic akımlar, hippilerle birlikte sadece müzik türü olmaktan çıkıp bir yaşam fonuna dönüşmüştür.

Bir gitar, üç akor ve bolca doğaçlama… Teknik mükemmellik ikinci plandadır. Önemli olan “hissetmek”tir. Bugün bir müzik prodüksiyon programında saatlerce uğraşılan efektlerin bazıları, o zamanlar bir odada duman, loş ışık ve biraz hayal gücüyle çözülüyordu.

Sokak ise hippiliğin gerçek sahnesidir. Konser salonu yoksa park vardır, park yoksa kaldırım vardır, o da yoksa zaten mesele mekân değildir. Çünkü hippilik biraz da “nerede olursan ol, orayı yaşanabilir kılma” fikridir. Tabii bunu romantize ederken gerçek dünyada yağmur yağınca herkesin aynı anda ıslanması gibi küçük teknik sorunlar da olurdu.

[color=]Toplumla Gerilim: Sessiz Bir İtirazın Gürültülü Yankısı[/color]

Hippilik, her zaman toplumun ana akımıyla tam uyumlu bir ilişki kurmamıştır. Hatta çoğu zaman nazik bir uyumsuzluk içinde yaşamıştır. Bu uyumsuzluk bağırarak değil, daha çok “ben böyle düşünüyorum” sakinliğiyle ortaya çıkar.

Savaş karşıtlığı, tüketim eleştirisi ve özgürlük vurgusu bu akımın temel taşlarıdır. Özellikle Vietnam Savaşı döneminde hippiler, sokaklarda büyük protestolar düzenleyerek savaş karşıtı duruşlarını göstermiştir. Ama bu protestoların ilginç bir tarafı vardır: Öfke bile bir noktadan sonra yerini müziğe bırakır. Yani slogan atarken bile ritim tutan bir kitle düşünün.

Bu durum bazen yanlış anlaşılmıştır. Kimileri hippiliği sadece “sorumsuz özgürlük” gibi görmüştür. Oysa mesele sorumsuzluk değil, sorumluluğun şeklini yeniden tanımlamaktır. Yani “kurallara uymuyorum” değil, “hangi kurallar gerçekten gerekli?” sorusunu sormaktır.

[color=]Görünüm Meselesi: Çiçekler, Saçlar ve Fazla Yorumlar[/color]

Hippilik görsel olarak oldukça tanınabilir bir kültürdür. Uzun saçlar, doğal görünüm, bol giysiler ve çiçek motifleri neredeyse bir imza gibidir. Ancak burada da yanlış anlaşılabilecek bir nokta vardır: Bu bir “stil seçimi” değil, çoğu zaman bir “reddediş biçimi”dir.

Yani amaç dikkat çekmek değil, dikkat çekme zorunluluğundan uzaklaşmaktır. Ama insan psikolojisi devreye girince işler biraz değişir; “dikkat çekmemek için yapılan şeyler” bazen en çok dikkat çeken şeylere dönüşebilir. Bu da hayatın küçük ironilerinden biridir.

Yine de hippilik bu durumu bile fazla ciddiye almaz. Çünkü ciddiyetin dozunu kaçırdığınızda, özgürlük bir projeye dönüşür. Onlar ise proje değil, akış istiyordu.

[color=]Hippiliğin Günümüze Yansıması[/color]

Bugün hippilik birebir aynı haliyle var mı? Hayır. Ama etkileri hâlâ hissediliyor. Organik yaşam hareketleri, minimalist yaşam tarzı, doğaya dönüş trendleri ve alternatif topluluklar, bir bakıma hippiliğin modern izdüşümleridir.

Fakat bir fark var: Eskiden bu bir karşı duruştu, şimdi çoğu zaman bir tercih kategorisi. Eskiden sistem dışıydı, şimdi sistemin içinde bir seçenek. Bu da hippiliğin dönüşümünü gösterir.

Yine de temel fikir değişmedi: İnsan daha sade, daha doğal ve daha anlamlı bir yaşam sürebilir mi?

Bu soru hâlâ geçerliliğini koruyor. Ve belki de hippiliğin en kalıcı mirası tam olarak bu sorudur.

[color=]Son Söz Yerine: Biraz Ritim, Biraz Sessizlik[/color]

Hippilik, dünyayı değiştirme iddiasından çok, dünyayı başka bir gözle görme denemesidir. Bazen başarılı, bazen dağınık, bazen de fazlasıyla romantik… Ama her durumda insana şunu hatırlatır: Hayat her zaman düz çizgi olmak zorunda değildir.

Kimi insanlar düzenle, kimi insanlar akışla yaşar. Hippilik ise akış tarafına daha yakın durur. Ve belki de bu yüzden, tüm eleştirilere rağmen hâlâ bir yerlerde karşılık bulur.

Çünkü bazı fikirler bitmez; sadece form değiştirir.
 
Üst